“Şu Anda Birileri Yakalanmadan Ankara Havası Oynuyor”

Murat Köylü*

Yeni Ankara müziği, popülerleşmesiyle beraber akademik çalışmalarda da yerini almaya başladı. Yüksek Lisans tezinde “yeni Ankara müziği” üzerine çalışma yapan etnomüzikolog Zeliha Yiğit, Ankara pavyonlarında bu alanı deneyimledi. Pavyon belgeseliyle beraber daha fazla insana edindiği deneyimleri bir etnomüzikolog olarak aktardı. Yeni Ankara müziği üzerine merak ettiklerimizi kendisine sorduk…

Ankara pavyon müziği üzerine çalışmaya sizi ne yönlendirdi?

Çok az kişi çalışmıştı. Sonra baktım, sosyolojide böyle underground şeyler moda, ancak böyle postmodern şeyler çalışırsan dikkat çekebilirsin. Kadın olarak orayı deneyimlemeyi merak ediyordum. Çocukluğum Ankara’da geçti. Tanıyorum biraz Ankara’yı; akrabalarım, tanıdığım insanlar var ve alan çalışmasını da maddiyat açısından kolay yapacağım bir yerdi. Ankara’da kalacak yerim falan vardı. O kadar derin bir açıklaması yok bu sorunun. Sadece ilgi çekici bir konuydu, ilgi çekeceğini de biliyordum, bunu hissediyordum. Bu yapılabilir yani en azından denenebilir dedim. Bir de benim hiçbir zaman “leş” bulduğum bir müzik değil Ankara oyun havası müziği. Yani üstten bakmıyorum. Ben de oynarım yani Ankara oyun havasına.

Genç bir kadın etnomüzikolog olarak alanda neler deneyimlediniz? Avantaj ve dezavantajlarınız nelerdi?

Yani kendini açıklıyorsun birisine, işte “Ben etnomüzikoloji okuyorum, İzmir’den geldim” falan filan. İşte onlar için ben “Zavallı kız, gelmiş buraya nelerle uğraşıyor” gibi gördükleri biriyim. Bir kaynak kişiye rica ediyorsun. Sen oradakilerin umurunda değilsin ki. Gelmiş İzmir’den bir kız saçma sapan dolaşıyor buralarda. Çünkü o adamların kafasında şöyle bir şey var kendi kızı olsa gönderir mi? Bin bir türlü başka soru var adamın kafasında, o yüzden sana güvenmek istiyor. Biraz da gerçekten kapalı bir camia yani her gelen de soru soramıyor. Adam beni başka birine gönderirken “Yeğenim de, gardaşım de” diyor, gidiyoruz bir yere “Bu bizim gardaşımız Zeliha” gibi. Aslında o adam da biliyor yeğeni olmadığımı. Oradaki mesele sadece “güvenilir bir insan” ve “Yap işte, kızın sorusunu cevapla, işini gör” gibi.

Avantajı çok oldu. Şundan kesinlikle eminim, benim yerimde bir erkek olsa benim ulaşacağım verilere ulaşamazdı. Bu fiziksel olarak benim kadın olmamdan, yani erkeklerin bana o gözle bakmasından değil. Mesela kırk veya elli yaşında bir kadın da olsaydım bu verilere ulaşamazdım. Bana hep “öğrenci”, “küçük”, “yardım edelim”, “koruyalım kollayalım” gibi yaklaşıldı. Yani bir erkek olsaydı daha farklı şeyler yaşanabilirdi, “gel gardaşım seninle bir içelim, seni de bir görelim” gibi. Onu test edebilirlerdi. Güven ilişkisi daha zor olabilirdi. Bu pavyon işleten adamlar da biraz mafya bağlantısı olan adamlar, hemen almıyorlar yani soru soranları içlerine. O yüzden benim genç bir kadın olmam çok işe yaradı. Çok büyük avantaj oldu hem de.

Ankara pavyonlarında icra edilen müziği nasıl tarif edersiniz?

“Yeni Ankara müziği” olarak tarif ederim. Yani eskiden daha gelenekseldi. 2000’lerin başında ve Ankaralı Turgut’ların patlamasıyla birlikte daha farklı bir şeye evrildi. İlla tanımlamam gerekiyorsa postmodern bir müzik diyebilirim. Postmodern teorileri çok savunmam ama çok rahat postmodern diyebilirim. Çünkü her şeyden alımlama yapıyor ve eklektik, yani çok da karışmış, sentez olmuş bir şey değil o.

Sizin de katkı sağladığınız Pavyon belgeseli sayesinde Ankara pavyonları daha görünür hale geldi. Bu durum sizin çalışmanıza olan ilgiyi arttırdı mı? 

İlgiyi attırdı. Yani Türkiye’de böyle şeylere ilgi artsa ne olur, artmasa ne olur. Bir de işin o tarafına bak. Ne olacak yani, ben en fazla bir kitap yazarım. Türkiye’deki hiçbir kitaptan hiçbir insan para kazanmadı. Hele bu tarz bir kitaptan ne kazanacaksın. Gidersin en fazla röportaj yaparsın konuşursun, öyle olur yani. Pavyon benim çalışma yaptığım zamanlarda biraz beyaz yakalıların merak ettiği ve alternatif bir eğlence olarak geldiği bir yer haline gelmişti. Belgeselle beraber pavyonlara ilgi artmıştır. 

Bugün hala bu alanı takip ediyor musunuz?  

Evet takip ediyorum. Takip etmek zorundayım. Zaten alandaki insanlar facebook hesabımda ekli. Öyle bir facebook hesabım var ki açıyorsun Ankaralı abiler çıkıyor direkt. Bazıları instagram hesabımda da ekli, ister istemez görüyorum zaten. Alandaki kaynak kişilerimle, yani bana yardım eden kişilerle hâlâ telefonlaşırım. Bayramları kutlanır, yani “işimizi yaptık, alacağımızı aldık hadi görüşürüz” değil.

Korona günlerinde karşılaştığımız Ankara pavyon haberleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Hiç şaşırmadım. Hatta biz arkadaşlarla konuşuyorduk “Şu an takılıyorlardır gizli gizli” falan diye. Çünkü bu adamlar böyle yani koronaymış, bir şeymiş, dışarı çıkma yasağıymış, zaten o kafada değiller. Yani “Bu hayatta göreceğimizi görmüşüz şurada iki şarkı dinleyeceğiz, oynayacağız” durumundalar. Onlar yakalananlar, bir de onların yakalanmayan kısmı var. O yüzden benim için çok normal yani. Şu anda birileri yakalanmadan Ankara havası oynuyor.

* MSGSÜ Etnomüzikoloji ve Folklor Anabilim Dalı 2019-2020 mezunu.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s