Summer of Soul: Siyahi Woodstock’ın Unutulmuş Kayıtları

İrem Nur Soycan*

Yönetmenliğini Ahmir Khalib Thompson’ın üstlendiği, 2 Temmuz 2021 tarihinde ABD’de gösterime giren Summer of Soul (…Or, When the Revolution Could Not Be Televised) (…Ya da, Devrim Televizyonda Yayınlanamazken) adlı belgesel, bize Woodstock ile aynı yıl, ancak Woodstock’tan yaklaşık 160 kilometre uzakta gerçekleşmiş ve siyahi tarihinin birçok parçası gibi unutulmuş bir müzik festivalinin panoramasını sunuyor.

1969 yazında Harlem’de gerçekleşen ve “Siyahi Woodstock” olarak da anılır hale gelen Harlem Kültür Festivali, B.B. King, Nina Simone, Stevie Wonder, Gladys Knight, Sly and the Family Stone gibi birçok sanatçıya ve gruba 6 hafta boyunca Mount Morris Parkında ev sahipliği yapmıştır. Ücretsiz olan bu festival kayıt altına alınmış olsa da o yazdan sonra 50 yıl boyunca bir köşede kalır. Ta ki Ahmir “Questlove” Thompson’ın Summer of Soul belgeseline kadar…

Belgesel, siyahi tarihinin politik yönlerini anlatırken aynı zamanda müzik sayesinde insanların özgürleşme, kültürünü deneyimleme ve birlik olma ihtiyaçlarına merhem olan Harlem Kültür Festivali’nin kayıtlarını ortaya çıkarıyor.

Sundance Film Festivali’nde Belgesel kategorisinde jüri büyük ödülü ve seyirci ödülüne layık görülen belgesel, Harlem Kültür Festivali seyircilerinin ve sanatçılarının röportajları ile siyahi tarihinin bu önemli kesitine sahip çıkmayı, festivali anlatmayı, hatırlatmayı ve tarihe not düşmeyi amaçlıyor.

Harlem Kültür Festivali’nin yapımcı ve sunucusu Tony Lawrence’tır. Lawrence, festivalin büyük bir prodüksiyon olacağını söyler. Altı hafta boyunca dönemin tanınan müzisyenlerinin konser vereceği iyi bir sahne, iyi bir ses sistemi, güvenlik ve sanatçılarla görüşmeler prodüksiyonun zorlu yönlerinden olduğu için birçok kişi Lawrence’ın planlarını pek inandırıcı bulmamıştır. Buna rağmen devasa bir etkinlik olan Harlem Kültür Festivali, bir başarı hikayesi olmasına rağmen gözden kaçmış ve bugüne kadar yayınlanmamıştır.

Harlem Kültür Festivali kayıtlarının 50 yıl boyunca bir kenarda beklemesinin bir nedeni de Afro-Amerikan tarihinin birçok önemli kesiti gibi bu festivalin de unutulup gitmesidir. Ne yazık ki iktidar sahipleri festivali tarihin bir parçası olarak muhafaza etmeyi önemli görmez ve çoğunlukla siyahların yaşadığı Harlem’i umursamazlar.

Ünlü kahve markası Maxwell House sponsorluğunda gerçekleşen festivalin kayda alınması aşamasında ise bütçe sıkıntıları yaşanır. Kayıt için gerekli olan ışık ekipmanlarına ayrılacak bir bütçe bulunmadığı için sahneyi batıya çevirerek güneş ışığından istifade edilir. Belgeseldeki tanıklıklara göre, festivalin bunca yıl yayınlanmamış olmasının nedeni bu kaydın kötü olması değil, festivalin Woodstock ile aynı yıl gerçekleşmiş olmasının, farklı pazarlama stratejilerine başvurulmasına rağmen festival kaydının satışlarında olumsuz bir etkiye neden olmasıdır. Kayıtların 50 yıl boyunca bir kenarda beklemesinin bir diğer nedeni de Afro-Amerikan tarihinin birçok önemli kesiti gibi bu festivalin de unutulup gitmesidir. Ne yazık ki iktidar sahipleri festivali tarihin bir parçası olarak muhafaza etmeyi önemli görmez ve Harlem’i umursamaz.

John F. Kennedy, Bobby Kennedy, Malcolm X ve Martin Luther King gibi dönemin öncü siyasi figürlerinin ölümlerinden kısa bir süre sonra, Vietnam Savaşı döneminde (1955-1975) gerçekleşen festival, Afro-Amerikan Sivil Haklar Hareketi’nin etkilerini taşır. Dönemin siyahi haklar hareketinin aktif örgütlenmesi olan Kara Panterler festivalin güvenliğini üstlenir. Üniformalı Panterler kadar sivil Panterler de festivalin güvenliğini ve huzurunu sağlar. Tam olarak bir birlik ortamı oluşturan festivalde yediden yetmişe birçok insan caz, blues, soul ve gospel müziğinin keyfine varıp doyasıya eğlenmiştir. Bu festival, katılımcılar için o kadar büyük bir önem arz eder ki festivalin bir gününde, Neil Armstrong’un aya ayak basmasını izlemek yerine binlerce insan Mount Morris Parkında festival için toplanır. Böyle tarihî bir olay gerçekleşirken festivalde bunu umursamadan eğlenen insanlar basın tarafından da eleştirilir. Belgesel, festival katılımcılarının bu tavrını hakir gördüğünü açıkça belli eder nitelikteki televizyon haberlerini de içinde barındırır. Festivaldeki birçok insan maddi kaynakların aya gitmek için değil, ülkedeki ve özellikle Harlem’deki sorunların çözülmesine yönelik harcanması taraftarıdır. Belgeselde de görüldüğü gibi birçok insan, Harlem’deki yoksulluk ve uyuşturucu gibi problemler devlet eliyle kolaylıkla çözülebilecekken, bunun yerine devletin aya gitmeyi önemsediği ve Mount Morris Parkında eğlenen insanlara yukarıdan baktığı için devleti eleştirir.

Belgesel, Harlem Kültür Festivali dinleyicilerinin ve sahne alan sanatçıların, o dönem ve festival ile ilgili fikirlerini ve duygularını seyirciye aktarmakta, bu kültür festivalinin katılımcılarının siyasi olaylara bakış açıları, dönemi deneyimleme biçimleri ve müzik ile kurdukları ilişki hakkında bizi bilgilendirmektedir.

New York Times gazetesinde negro kelimesi yerine black kelimesinin ilk defa olumsuz anlamından arındırılarak kullanılmasından, o dönem Harlem’deki uyuşturucu epidemisine kadar birçok önemli olayı da gözler önüne seren belgeselde, dönemin siyasi ve sosyal dinamikleri ne kadar hatırlatılsa da belgeselin odak noktası bu olayların festivale ne gibi yansımalarının olduğudur. Dönemin siyasi ortamının festivalde icra edilen müzik üzerine etkileri büyüktür. Belgesel bu etkileri büyük bir ustalıkla anlatıyor. Örneğin Nina Simone’un dönemin hak savaşı fikrinin çevresinde gençlerin yüreklendirilmesinin gerekliliğini vurgulayan To Be Young, Gifted and Black adlı şarkısının festival kaydını izledikten sonra karşımıza eski New York Times yazarı Charlayne Hunter-Gault ile belgesel için yapılan röportaj çıkıyor. Hunter-Gault, 1961 yılında arkadaşı Hamilton Holmes ile Georgia Üniversitesi’ndeki ilk siyahi öğrenciler olmalarını, böylece üniversitede ırk ayrımının kaldırılmasını, karşılaştıkları sıkıntıları ve hatta okulda çıkan isyanları anlatır. Hunter-Gault aynı zamanda bu zorluklara göğüs germek zorunda olduğu eğitim döneminde Nina Simone’un müziğinin ona huzur verdiğinden bahseder. Dolayısıyla belgesel, festival dinleyicilerinin ve sahne alan sanatçıların, o dönem ve festival ile ilgili fikirlerini ve duygularını seyirciye aktarmakta, bu kültür festivalinin katılımcılarının siyasi olaylara bakış açıları, dönemi deneyimleme biçimleri ve müzik ile kurdukları ilişki hakkında bizi bilgilendirmektedir.

Belgeselin bu konuyu 50 yıl sonra 2021’de ele almasını, geçtiğimiz yıllarda yaşanan Black Lives Matter hareketi ile ilişkilendirebiliriz. Dönemin siyasi olayları ile bu müzikal başkaldırıyı tarihe yazan belgesel, yıllardır aslında aynı dertten muzdarip olduğumuzu yüzümüze vururken toplulukların, kültürlerini deneyimledikleri ortamlarda ne kadar güçlü durabileceklerini gösterir.

Siyahi halk için politik bir beyan olarak tanımlanan belgesel, siyahi tarihinin politik yönlerini anlatırken aynı zamanda müzik sayesinde insanların özgürleşme, kültürünü deneyimleme ve birlik olma ihtiyaçlarına merhem olan Harlem Kültür Festivali’nin kayıtlarını ortaya çıkarıyor, tarihin bu unutulmuş kesitinin bir kısmını aydınlatan bir mum ışığına dönüşüyor ve tarihin hangi kısımlarının ne nedenlerle bir bodrum katta, unutulmuş, tozlanmış ve yok edilmeye çalışılmış olabileceğini sorgulatıyor. Belgesel, Harlem Kültür Festivali’ni tarihe yazarak 53 yıl sonra bile bize ilham oluyor.

Video hizmeti sunan web sitesi Hulu’nun orijinal yapımı olan belgesel, maalesef ülkemizde henüz gösterimde değil. Kısa bir süre içerisinde Türkiye seyircisi ile de buluşmasını umuyoruz.


* MSGSÜ Genel Müzikoloji Ana Bilim Dalı Lisans Öğrencisi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s